ANTALYA BÖLGE ADLİYE İLGİLİ CEZA DAİRESİ’NE
Gönderilmek Üzere
ALANYA . ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
DOSYA NO : 2023
İSTİNAF İSTEMİNDE
BULUNAN SANIK :
MÜDAFİ : Av.SANCAR AKIŞOĞLU
ADRES : Hacet Mah. Canlılar Sok. Avukatlar İş Merkezi No:7 Kat:1 D:3 Alanya/Antalya
İSTİNAF OLUNAN
HÜKÜM : Alanya . Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09 Tarih ve 2023/ Esas sayılı dosya kararı.
KONU : Hükmün bozulmasını gerektiren sebepleri içeren İSTİNAF dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR
Açıklanan nedenlerle yerel mahkemece verilen usul ve yasaya aykırı olan kararının bozulması için istinaf yasa yoluna başvurma zorunluluğumuz doğmuştur.
İddia makamı tarihli iddianamesinde: " tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48/7. maddesinde yer alan, “Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi halinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır." düzenlemesi gereği şüphelinin 0.50 promil üzerinde alkollü olarak araç sevk ve idare ederek kazaya sebebiyet vermesi sebebiyle üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu,
Şüphelinin 2,37 promil alkollü olarak araç kullanması eyleminin TCK 179/3-2 maddelerinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun vücut verdiği,
Yürütülen soruşturmada, şüphelinin tekerrüre esas kaydının olması ve yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat oluşmadığı anlaşıldığından CMK m.171/2’de yer alan ve CMK m.171/3’te şartları düzenlenen Kamu Davasının açılmasının Ertelenmesi Kararı verilmesine yer olmadığı,
Şüpheliye isnat edilen Alkol veya Uyuşturucu Maddenin Etkisi Altındayken Araç Kullanma suçunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.maddesinde düzenlenen Seri Muhakeme Usulününe tabi olması sebebiyle şüphelinin seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirilme ve seri muhakeme usulünün uygulanmasına ilişkin teklifte bulunulmak üzere belirlenen gün ve saatte davet edildiği, ancak şüphelinin yapılan davete icabet etmediği anlaşılmış, bu nedenle soruşturmaya genel hükümlere göre devam edilerek şüpheli hakkında Alkol veya Uyuşturucu Maddenin Etkisi Altındayken Araç Kullanma suçunu işlediği hususunda kamu davasını açmayı gerektirir yeterli delilin bulunduğu anlaşılmakla” şeklinde cezalandırılması yönünde iddianame düzenlenmiştir.
Sanık müvekkilin itiraz sonrası esas mahkemede alınan savunmasında; “Benim sağ ayağımda rahatsızlık vardır. Ayrıca bakmakla yükümlü olduğum bir oğlum vardır. Bu nedenle işlemiş olduğum suçtan dolayı hakkımda beraat kararı verilmesini talep ederim.” demiştir.
Sanık müvekkilin soruşturma aşamasında alınan savunmasında; “Üzerime atılı suçu anladım. 07 AIK 014 plaka sayılı motosiklet kardışimindir olay günü ben kullanıyordum. O gün alkol aldığımı hatırlıyorum. Ancak olayın nasıl gerçekleşti ne şekilde kaza yaptığımı şu an hatırlamıyorum. Alkollü motosiklet kullandığım için pişmanım . Ben o gün alkollüydüm bilincim yerinde değildi. Promile bir diyeceğim yoktur. ” demiştir.
İstinafa konu mahkeme kararında, suçun işlendiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut ve kesin delil bulunmadığı halde, üstelik gerekli takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması (TCK m.62) ve hakkımda verilmiş olan cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmemesi ve sayın mahkemenizce re’sen tespit edilecek hususlar dahilinde söz konusu kararın müvekkil lehine bozularak, lehe olan tüm kanun maddelerinin uygulanmasını talep ediyoruz. Şöyle ki;
5237 sayılı TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen; alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle veya başka bir nedenle “emniyetli bir şekilde” araç kullanamayacak kişinin, bu halde araç kullanması suçu kasıtla işlenebilecek bir suçtur. Alkol ve uyuşturucu maddenin sırf kullanılmış olması bu suçun oluşması için yeterli olmamakla birlikte, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu raporlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere; alkollü bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün, alkol konsantrasyonu hangi seviyede olursa olsun, bireysel farklılıklar göstermekle birlikte, trafik güvenliği açısından değişen derecelerde risk oluşturabileceği, ancak bu durumun tehlike arz edecek düzeyde olup olmadığı, dolayısıyla sürücünün tesiri altında bulunduğu alkol seviyesinde araç kullanması halinde, güvenli sürüş yeteneğini kaybedip etmediği, bireyin o andaki sürüş ehliyetini belirleyebilecek dikkat, algı, denge, refleks, psikomotor ve nöromotor koordinasyon gibi nörolojik, nistagmus, akomadasyon, görme gibi oftalmolojik ve genel durumunun tespiti ve detaylı dahili muayenesine yönelik tıbbi verilerin değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği, ancak böyle bir tespit yapılmamış olsa bile bireysel farklılıkları elimine edebilecek şekilde 100 promilden yüksek olarak saptanan alkol düzeyinin güvenli sürüş yeteneğini kaybettireceğinin, bilimsel olarak kabulü gerektiği anlaşılmakla;
2.37 promil alkollü araç kullandığı tespit edilen sanığın, güvenli sürüş yeteneğini kaybettiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48/6 maddesindeki “Yapılan tespit sonucunda 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca , Türk Ceza Kanununun 179’uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır” şeklindeki düzenleme de dikkate alınarak yukarıda açıklandığı şekilde subut bulan eylemi gereği sanığın trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan 5237 sayılı TCK 179/3 delaletiyle 179/2 maddesi gereğince 1.20 promil oranı, suçun işleniş şekli dikkate alınarak alt sınırdan bir miktar uzaklaşmak suretiyle sanığın cezalandırılmasına, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin olmaması göz önüne alındığında ileride bir daha suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşması göz önüne alınarak 5271 sayılı CMK’nun 231/5-6 maddesi uyarınca sanık hakkında 1 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, şeklinde karar verilerek hüküm kurulmuş ise de müvekkilim trafik güvenliğini tehlikeye sokmanın suç olduğunu bilmediği ve alkollü araç kullandığı için çok pişman olduğu hem dosya kapsamında hemde verdiği savunmalarda sabittir. Müvekkilim şu anda hamile olup tutuklama veya ceza ağır bir tedbir ve telafisi güç sonuçlara sebebiyet verecektir. Bu sebeple esas mahkemece verilen hükmün bozularak müvekkil lehine beraat kararı verilmesi mahkemeniz aksi kanaatte ise lehe hükümler uygulanarak indirim yapılması gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2012/26156 Esas 2013/18197 Karar sayılı kararında ‘’sanığın davranışlarının normal ve uysal olduğunun belirtilmesi, sanıktaki alkol derecesinin güvenli sürüş yeteneğini kaybettiğine dair bir bulgu, sanığın dışa yansıyan davranışları ile ilgili bir tespite yer verilmediğinin anlaşılması, kazaya karışmayan ve herhangi bir trafik kuralı ihlaline rastlanmayan sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin atılı suçtan beraati yerine, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirir’’ denilmek suretiyle uzman raporu alınması gerektiği, kişinin sırf alkollü olarak araç kullanmasının bu suçun yasal unsurlarını sağlamadığını ve kişinin alkolün etkisiyle güvenli sürüş yeteneğini kaybetmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
Müvekkil hakkında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamış olması istinaf sebebidir. Yerel mahkemece, gerekçeli kararda müvekkil hakkında verilen cezada takdiri indirim yapılmasına yer olmadığı kararı verilmiştir. TCK’nın 62. maddesine göre takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulacaktır. Fakat yerel mahkeme yargılama sürecindeki müvekkil davranışlarını, dile getirdiği pişmanlığını, kolluk kuvvetlerine zorluk çıkarmadan ne söylenirse yaptığını dikkate almamış olup, hakkında takdiri indirim uygulamamıştır. Müvekkilin takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması da hatalı olup, kararın bu yönüyle de bozulması gerekmektedir.
Müvekkile verilen cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmemesi de istinaf konusudur. Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Trafik güvenliğini kasten veya taksirle tehlikeye sokma suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası, belli koşullarda adli para cezasına çevrilebilir. Müvekkile verilen cezanın, samimi kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, sabit ikametgah sahibi ve düzenli iş sahibi oluşu ve yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık dikkate alınarak seçenek yaptırımlara çevrilmesi gerekirken, maalesef yerel mahkemece bu yönde bir karar verilmemiştir. Bu sebeple, öncelikle müvekkilin beraatına karar verilmesi, aksi söz konusu ise hakkında verilen cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesini ve lehime yasa hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Müvekkil yaşanan bu durumdan dolayı da oldukça pişmandır. Bu sebeple ceza verilmesi durumunda dahi alt ve üst sınırlar arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ve failin kastına dayalı kusurunun ağırlığı unsurları dikkate alınması gerekir.
Hal böyle olunca, sayılan tüm sebepler müvekkil hakkında atılı suçtan beraat kararı verilmesi gerekirken müvekkil aleyhinde hüküm tesis edilmesi hukuka aykırı olduğundan kararın sayın mahkemenizce ortadan kaldırılarak müvekkillerin beraatine, aksi kanaatin hasıl olması halinde ise lehe olan hükümlerin uygulanması gerekmektedir.
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda açıklanan ve re’sen nazara alınacak sebepler ışığında;
1- İSTİNAF KANUN YOLUNA BAŞVURUMUZUN KABULÜNE,
2- Alanya . Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09 Tarih ve 2023/ Esas sayılı kararının ortadan kaldırılmasına,
3- MÜVEKKİLLERİN ATILI SUÇLARDA BERAATİNE, aksi yönde kanaatin hasıl olması halinde ise müvekkiller lehine olan kanun hükümlerinin uygulanmasına,
Karar verilmesini Sayın Başkanlığınızdan arz ve talep ederiz. 15/01/2024
İSTİNAF YASA YOLUNA BAŞVURAN SANIK
MÜDAFİİ
Av. SANCAR AKIŞOĞLU
